GENÇLİĞİN SESİ

Orta Asya'dan başlayarak, dünyanın dört bir köşesine yaptığı akınlarla destanlaşan, adaleti ve etkin hizmeti ile her bakımdan yer yuvarlağına damgasını vurmuş yüce bir milletin bireyi olan biz gençlerin siyasete ve yeni kurucu fikirlere öncülük etme zamanı gelmiştir. Gençlerimiz, bitmeyen bir enerji kaynağı ile bu duygu ve düşüncelerin öncü kuvvetidir.

Çok partili siyasi hayatımız, 90'lı yılların ortalarına kadar “eski siyaset” in diliyle kendini gerçekleştirdi.

Yeni milenyumda ise, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de “yeni siyaset” in dil, araç ve imkânlarıyla küresel rekabete çıkmak zorundayız.

Bundan böyle iç siyasette de, gerekse de dış siyasette bu “yeni siyaset” in diliyle yeni bir zemin kurmaya yönelmeliyiz.

Küreselleşmenin yerel olana rengini dayattığı bir dünyada yaşıyoruz. Eğer kabuk değiştirmezsek küresel rekabette ne korunabilir ne kendimiz kalabiliriz, ne de iddialı olabiliriz.

Yeni bin yılda, içe dönük ve kapalı bir toplum olarak yolumuza devam edemeyiz. Küresel toplumda bilgi çağının gerisine düşemeyiz.

Türkiye'yi kimlik kırılmalarının sosyal dokuyu parçaladığı bir ülke olmaktan kurtarmalıyız.

Batı'nın bilgi toplumu ile Doğu'nun bilgeliğini kucaklaştıran Türkiye'yi kurmak zorundayız.

Birey, sivil toplum ve devlet sacayağında, demokrasiyi, güven arttırıcı bir siyasal sözleşmeyle derinleştirmeliyiz.

Çoğulcu ve katılımcı düzen, özgürlükçü olduğu kadar bütünleştirici bir siyasetin sonucunda oluşabilir.

Gençlere, bu kritik eşikte çok önemli rol ve görev düşüyor.

Siyasetin yaşının gençleştirilmesi, gençlerin siyasete özendirilmesi, siyasi katılımda gençlerin taşıyıcı aktör olması, gençlerin siyasette paydaş yapılması gibi başlıklar zihinsel uğraşımızın ve platformumuzun baş konuları arasındadır.

Gençlerin siyasete katılımını, devlet idaresinin yeni  dünyaya uyumu için gerekli görüyoruz.

Üreten, adaletle paylaşan, zenginleşen, küresel saygınlığını kazanmış, mutlu ve huzurlu bir Türkiye hayalini gerçek yapmak için gençlerin heyecanına ve enerjisine ihtiyaç duyduklarını her zaman görmek istiyoruz.

Ekonomi, siyaset, dış politika, eğitim, tarım, güvenlik ve diğer alanlardaki sorunlar, günbegün kronikleşerek hayatımızı zorlaştırmaktadır.

Bu sorunlar hayatımızı yaşanmaz kılıyor.

Uygarlıkların hâlâ ilişkide olduğu dönemi simgeleyen Mostar Köprüsü'nün yıkıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bunun hemen ardından New York'ta İkiz Kuleler ’in yıkılışı da gezegenimizde barış ve huzurdan eser bırakmadı.

Oysa kısa bir süre önce Soğuk Savaş'ın bittiğine seviniyorduk. Artık ideolojik kutuplaşmaların gerginliğinden kurtulduğumuzu düşünüyorduk.

Fakat ne yazık ki, çok daha vahim son gelişmelerle karşı karşıya kaldık.

Dünyamız alabildiğine çeşitlenmiş tehditlerle yüz yüzedir.

Bir yandan demokrasi ve insan hakları idealinin peşinden koşuyoruz; öte yandan küreselleşmiş terörün tehdidi altında özgürlüklerden vazgeçmekten söz ediyoruz.

İnsanlık ailesi tam bir kafa karışıklığı içindedir.

Uygarlıkların çatışmasından uluorta bahsedilmesi, bu şartlarda normal karşılanabilmektedir. Oysa uygarlıklar çatışarak değil, etkileşerek gelişebilirler.

Bu tablo bize yeryüzü uygarlığının karamsar bir gidiş içinde olduğunu açıkça resmetmektedir.

Türkiye'miz, "uygarlıklar savaşı" diye tanımlanan, Doğu ile Batı arasındaki kültürel fay kırıklarının ekseninde yer alıyor.

Kuşkusuz, ülkemiz, müstesna bir jeopolitik ve jeokültürel aktördür. Ama bu konumu nedeniyle de uluslararası sistemin türbülanslarından çokça etkileniyor.

Türkiye, küreselleşen dünyanın adeta “göbektaşı” nda bulunuyor.

İşte böylesine kaotik bir zaman diliminde Türkiye'miz, her zaman etken bir konumda olmalıdır.

Büyük dinlerin ve medeniyetlerin doğmasına rahim olmuş bölgemizin en önemli aktörü, kuşkusuz Türkiye'dir.

Bir yandan binlerce yıllık tarihsel ve kültürel birikimimizle iftihar ediyoruz. Diğer yandan modernleşme çabamız bizi Doğu'nun biricik örneği yapıyor.

Orta Asya, Kafkasya, Ortadoğu ve Avrupa ekseninde çok önemli bir tecrübenin laboratuvarı durumundayız.

Demokrasimizi geliştirmeye çalışıyor, kültürel değerlerimizi kaybetmeden modernleşmeyi deniyor, bölgeye barış ve istikrar gelmesinde öncü rolümüzü oynamaya gayret ediyoruz.

Övüneceğimiz bir toplumsal ve kurumsal kapasitemiz var.

Uluslararası ilişkilerin tarihsel serüveni boyunca hem bölgemizde, hem de bölgemizin dışında haklı saygın konumumuzu sürdürüyoruz.

Uluslararası sistemin kurulmasından önceki kaotik dünyada bile barışın yanında yer alabilmişiz.

Zihinsel haritamızda 'barış' ve 'uygarlık' kavramlarını hep büyük harfle yazmayı başarabilmişiz.

Balkanlardan Uzak Asya'ya kadar; Geniş Ortadoğu, Asya ve Afrika kültürel iklimi içinde, derin toplumsal kırılmalara yol açan herhangi bir çatışmanın içinde olmadık.

İşte bu derin birikimle, sivil siyasetin tüm gereklerine dayalı yepyeni anlayışla biz gençler yolumuzu sürdürmeliyiz.

Günümüzün temel tartışma başlıklarını oluşturan terör, yoksulluk, demokrasi ve insan hakları konularında entelektüel birikimlerimizi cömertçe paylaşmalıyız.

Gelecek tasarımımızı bu temeller üzerine kurmalıyız.

Bu son derece kritik küresel kavşakta Türkiye sadece dış siyaseti ile değil, iç politikası ile tüm dünyada kendini göstermelidir.

Ülkemizin yapısal ve işlevsel sorunları tam anlamıyla çözülebilmiş değildir.

Küresel stratejiler içinde Türkiye, bütün üstün özelliklerinin yanı sıra kurucu rolünü ve Lider Ülke Türkiye konumundan asla vazgeçmemelidir.

Türkiye ne ulusalcı refleksle içe kapanmalı, ne de dış etkilere açık bir yönetim tarzıyla elinde avucundaki her şeyi korumasız hale getirmelidir.

“Öze dönüş” çü bir politik tutumla bizi biz yapan özelliklerimizle küresel tecrübeye katkımızı sunmalıyız.

Biz ülkenin genç beyinleri ve idealistleri olarak; ülkemizin kendi zenginliğini üretecek kapasiteye sahip olduğumuz bilinciyle küresel yarışa nasıl katılacağımızın plan ve programını yılmadan uğraşarak yapmalıyız.

Yeni siyaset, hayata ve dünyaya farklı bakmalıdır. Milletimize, bu hayata farklı bakılabileceğini göstermelidir.

Yöneten ve kolektif aklı demokrasimizin temeline yerleştirmeliyiz.

Demokrasimiz, Soğuk Savaş'ın bitiminden itibaren, halkın temsilcilerini seçmekle yetinmeme aşamasına gelmişti zaten. Şimdi tüm paydaşların karar süreçlerine katıldığı yeni demokratik birikimi üretmenin zamanıdır.

Tüm kültür, inanç, eğilim, etnik farklılık, kültürel tarz ve gelenekler bir arada barış içinde nasıl yaşayabilir? Bu bizim için diğer sorunların hepsinin üzerinde şemsiye sorun olmalıdır.

Türkiye, yalnızlık liglerinden ve yarı hür devletler cetvelinden artık çıkmıştır. Günümüz siyasetiyle bağımsızlığını her alanda pekiştirmeye çalışmaktadır.

Ülkemiz, uygarlığın yükselen değerlerini insanca yaşama iklimi haline getirmelidir. Dünyaya bu çağrıyı yapan evrensel vicdanın sesi biz gençler olmalıyız.

Türkiye "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" kavramını hak eden vizyonu ile erdem ve barış demokrasisinin kalesi olmalıdır.

Türkiye, zengin ülkelere yük olacak, el avuç açacak bir ülke değildir. Ne başarısız bir devletiz, ne de muhtaç bir milletiz, Allah'a şükür. Yeterince imkânımız var, yeter ki yöneten siyasi irade biz gençlerin önünü her zamankinden daha fazla açsın.

Sevgili genç arkadaşlarım, bunu yapacak olan bizleriz; Bu amaçla, gençlerin siyasete katılımına destek veren herkese şükranlarımızı sunuyoruz.

Nihai olarak; yukarıdaki söylenenler bağlamında biz gençlere; ülkemizi ve insanımızı mutlu edecek atılımı, açılımı, heyecanı ve coşkuyu üretmesine fırsat verilmelidir.

Bu duygu ve düşüncelerle bütün "inanmış idealist ülke ve millet canlısı genç" dostlarıma en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.


ALİ KOPLAY
2023 Sinerji ve Düşünce Platformu Başkanı

"Yüreğinizden Sevgi,Ruhunuzdan Sinerji, Dimağınızdan Düşünce Eksik Olmasın"